MAKALE

ABB AC500 PLC’LER İLE IPC ESNEKLİĞİNİ, PLC GÜVENİRLİLİĞİ İLE BİR ARAYA GETİRMEKTE

 

Günümüzde PLC’ler endüstrinin her alanında kontrol ekipmanları olarak işlevlerini yoğun olarak sürdürmekteler. Bu doğrultuda, pazarda aktif olarak kullanılan ürünler temel alındığında, kullanıcısına en az uğraşla sistemi analiz etmelerine, programa ekleme ya da çıkartma yapabilmelerine ve farklı sistemlerle rahatlıkla entegre olabilmeleri adına en fazla desteği veren ürünler, rakiplerinden her daim birkaç adım önde olacaklardır.  Bu sebepledir ki donanımsal çözümlerin yanı sıra, yazılım sisteminin sunduğu eseneklik sistem tasarlanırken bir o kadar kritik olmaktadır. Automation Builder yazılımı sayesinde ABB, sadece PLC’lerinizi değil tüm sisteminizin analizi açısından önemli bir yer tutar. Automation Builder yazılım platformunun temel özelliklerine hızlıca bir göz attığımıza;

·         Tek platformda, PLC’ler, operatör panelleri, sürücüler, güvenlik PLC’leri ve sensörleri, robot sistemleri programlaam ve parametrelendirme.;

·         Programcıların IEC13131-3 standardındaki tüm dillerle (IL, FBD, Ladder, ST, SFC ve CFC) program yazılmasına olanak sunma;

·         C ve C++ programlama dili ile yazılmış fonksiyonları kullanabilme;

·         Tek tuşla tüm PLC ailesi arasında program transferi;

·         Güvenli kod analiz programı sayesinde, Safety sistemler için yazılmış programları analiz edip, standart uygunluğu kontrolü;

·         CP600 Panel programı ve PLC ile arsındaki otomatik veri ve değişken transferi;

·         ABB hız ve güç kontrol sürücülerini direk olarak parametrelendirme ve programlayabilme;

·         ABB Hareket kontrol sistemleri kontrolü ve

·         ABB RobotStudio yazılımı ile Robot sistem simülasyonu;

gibi özellikleri sayesine, kullanıcısına sağladığı geniş çözüm ve esneklik ile en karmaşık sistem mimarilerini bile rahatlıkla çözümlemenize olanak sağlamaktadır.

Automation Builder entegre yazılım desteğini arkasına alan ABB AC500 Plc ailesi, sağladığı esnek otomasyon çözümleri ile kullanıcılarını tüm zorlu uygulamalarında eksiksiz bir donanım desteği sağlamaktadır. Tüm PLC ailesi tek bir tuşla birbirleri içerisinde program alış verişi yapabilmektedirler. Böylelikle daha fazla performans ihtiyaç duyduğunuzda tek tuşla sisteminizi bir üst seriye terfi edebilirsiniz.   Standart olarak gelen modbus RTU, TCP ve CS31 bus haberleşmelerinin yanı sıra, sisteminizin ihtiyaçlarına göre EtherCAT, CANopen, Profinet, Profibus ve DeviceNet opsiyonlarını tek tuşla sisteminize ekleyebilir, mevcut sisteminizde herhangi bir HMI olmasa bile web tarayıcısı üzerinden ister kişisel bilgisayarınızda isterseniz de mobil cihazlarınızdan izleyebilirsiniz.

Fonksiyonelliğin yanı sıra performans da bir çok sistemde taviz verilmesi imkânsız olan  unsurların başında gelmektedir. Özellikle yüksek hıza ihtiyaç duyulan uygulamalarda AC500 PLC ailesinin bayrak gemisi niteliğinde olan PM595 PLC’lerimiz sayesinde tüm zorlu işlerinizin altından kolayca kalkmaktadır. Ayrıca yüksek hafıza gerektiren proses çözümlerinidede geniş hafıza imkanı sayesinde en doğru çözümü müşterilerinize sunabilirsiniz. PM595 in özelliklerine bakacak olursak eğer;

·         1.3 GHz kayan noktalı (floating point) işlem birimli yüksek hızlı

işlemci

·         Büyük miktarda kullanıcı ve program hafızası

·         Yüksek yedek ve data saklama kapasitesi

·         3MB kalıcı hafıza; entegre 4GB flash disk, SD kart girişi

·         Fansız donanım soğutması

·         Entegre safety fonksiyonu (SM560-S ile birlikte)

·         HMI bağlantı opsiyonları

·         Modern haberleşme sistemlerine dahili destek

·         4 Ethernet portu

–      Yazılım tarafında değiştirilebilen PROFINET ve EtherCAT opsiyonu

–      DHCP, DNS, FTP, SMTP, SNTP, TCP/IP, UDP IP, Modbus TCP, Telekontrol protokolleri

·         2 Seri Port (RS232/RS485)

·         2 Harici genişletme portu

–      PROFIBUS DP, Safety PLC, Ethernet, CANopen, PROFINET,

–      EtherCAT, Hızlı Sayıcı…vs.

·         Harici I/O seçenekleri

·         Tüm S500 ve S500-eCo serileri ile uyumlu, hızlı IO bus seçimi

Genel avantajlarını ise şöyle özetleyebiliriz.

·         İşlem hızı ve kapasite

–      Rakipsiz performans (1650 bit, 1000 Word, 1000 Floating point sadece 1ms altında)

–      16MB’lık yüksek programlama ve kullanıcı hafızası

–      Yüksek hızlı uygulamalara tam destek (64 eksen kontrol sadece 1ms tarama süresi)

·         Sağlamlık

–      4GB hafıza ve fansız soğutma

–      XC serisi seçeneği ile zorlu koşullarda yüksek dayanım

–      Manyetik dirençli 3MB kalıcı hafıza

·         Haberleşme ve desteği

–      Farklı haberleşme kombinasyonlarına kolayca uyum

–      Sorunsuz entegrasyon

–      Maksimum esneklik ile tüm projeleriniz tek hamlede yeni sistemde

–      Geniş soket haberleşme seçenekleri

·         Veri güvenliği

–      Achilles Level 1 ve Level 2 network saldırıları üzerine test edilmiş network güvenlik sertifikası

·         Tüm AC500 kurulu sistemleri ve I/O grupları ile uyumlu

·         Tek bir programlama altyapısı ile programlanabilme ve programtransferi

 

 

 

 

Bu özelliklerin yanı sıra tüm AC500 PLC platformunda yuksek giriş çıkış ihtiyacı duyduğunuz uygulamalarınızda,tüm PLC’lerimizde dahili gelen CS31 bus sitemi sayesinde, herhangi bir ek bağlantı aparatına ihtiyaç duymadan, en taban serisi PLC’lerimiz olan AC500-eco ailesinde dahi 1000 yakın IO desteği ile sisteminizi istediğiniz gibi ölçeklendirebilirsiniz. Ayrıca her bir kanalı tek tek sadece yazılımsal olarak 0-10v, 4-20mA, 0-20mA, PT100, PT1000, termokupl girişi olarak ayarlanan, istenildiği taktirde de dijital input gibi kullanılabilen  IO kartları sayesinde sisteminizi istediğiniz gibi şekillendirme imkanına sahipsiniz.

 

ABB her alanda olduğu gibi otomasyon sektöründe de yapmış olduğu yenilikçi ve kullanıcı odaklı çözümleri ile yükselişini sürdürmektedir. Bu hedefte başta AB500 PLC ailesi olmak üzeresiz değerli müşterilerimize tüm otomasyon uygulamalarınızda maksimum konfor ve güven sağlamaktan gurur duymaktayız.

 

********************************************************************************************************************************

MAKALE

 

İnformatik Genel Müdürü Mustafa Ceran:

“TEKNOLOJİ EVRİMİNDEN, DÖRDÜNCÜ ENDÜSTRİ DEVRİMİNE”

 

“Endüstriye yön veren mühendislerin zaman tünelindeki en yakın dostları olan T-Cetveli, Hesap-Cetveli, Şablon derken, 1950’lerde bilgisayarların hayatımıza girmesiyle mühendislik uygulamalarını da etkilemiş ve kısa adı CAD, CAM, CAE olarak bilinen teknolojiler yaygınlaşarak kullanılmaya başlamıştır. Bu teknolojilerin birincil amacı, daha önce yapılması mümkün olmayan tasarım ve hesapların yapılabilir hale gelmesi yanı sıra; diğer taraftan günler, haftalar hatta aylar alan mühendislik tasarım ve hesaplarının saatler ve dakikalarla yapılır hale gelen süreçlerin son derece hızlanmasıyla elde edilen “verimlilik” olmuştur.  Bu hızlı gelişim, beraberinde üretilen yoğun mühendislik datalarının yönetilmesi ihtiyacını ortaya çıkartmıştır. Bu kapsamda, değişik aşamalarda gelişen EDM, PDM, PLM ve ePLM teknolojileri biribirini takip etmiş ve bunların sağladığı eşgüdüm, entegrasyon ve koordinasyonun da katkı sağladığı artan verimlilik sayesinde, mühendisler daha farklı ve daha gelişmiş ürünler geliştirebilmiş ve daha önceleri sınırlı imkanlarla yapılabilen “inovasyon”a ağırlık vermeye başlamışlardır. Bir taraftan üretimde artan verimlilik, diğer taraftan daha yenilikçi ürünlerin geliştirilmesi ile elde edilen başdöndürücü dinamizmin; aynı paralelde gelişen Internet, sayısal ve mobil teknolojiler ile yenilenebilir enerji kaynaklarındaki gelişim hızıyla birleşmesi sonunda, dünyamızı nereye götüreceği bugünden kestirilmesi ve geri dönüşü mümkün olmayan yeni Endüstri Devrimi için DÖNÜŞÜM başlamıştır. Bu sürecin kısa bir tarihçesi ve gelinen nokta aşağıda özetlenmiştir.

İnformatik Genel Müdürü Mustafa Ceran, IBM kökenli bir firma sahibi ve 35 yıllık bir sektörel geçmişe sahip. Norveç’te master eğitimini;  Süper Bilgisayarlar ve Yapay Zeka üzerine tamamladı. Bilgisayar teknolojileri,  Uzay Istasyonlarından, Petrol Kuyularına kadar yoğun işlemci gücü ve gelişmiş grafik özellikler gerektiren bilgisayarın, endüstriyel alanda kullanımı üzerine yoğunlaştı. Eğitimini takiben 10 Yıl yurtdışında bu alanlarda uzmanlaştıktan sonra; rahmetli Özal tarafından Türkiye’ye davet edildi. Aselsan’ın 1988’de ilk CAD/CAM altyapısının oluşturulması çalışmalarında bulundu. Ceran ile sektörün ilk firmalarından İnformatik, CAD/CAM/CAE/PLM teknolojileri ve bu teknolojilerin gelişimi ile ortaya çıkan ve dünyada hızla yayılan 4. Endüstri Devrimi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

İnformatik Firmasının kuruluşu ve gelişimi ile sizin sektöre girişinizi biraz anlatır mısınız?

Informatik, ileri teknoloji mühendislik çözümleri konusunda ülkemizde kurulan ilk firmalardan birisidir. Söz konusu sektörün gelişiminde öncü rol oynayarak, başta savunma sanayi kuruluşları olmak üzere ASELSAN, TAİ, MKE, VESTEL, TÜMOSAN, SANKO Holding, ARTEMA, HİDROMEK, OTOKAR, HEMA, PEGASUS, VİKO, gibi Kurumsal müşteriler yanı sıra KOBİ’lere rekabetçi ürün geliştirme süreçlerinde “verimlilik” ve “inovasyon”a imkan sağlayan ileri teknoloji çözümlerinin uygulanması ve adaptasyonu konularında eğitimli ve uzman kadrolarıyla 27 yıldır çalışmalarını başarıyla sürdürmektedir.

Informatik kuruluş yıllarında, endüstride ARGE kelimesi hemen hemen tanınmadığı gibi, yenilikçi ürün geliştirmekten ziyade, başkalarına taşeron olarak hizmet üretilmesi en yaygın uygulamalarının başında geliyordu. Dolayısıyla, Informatik,  temel misyonlarından birini, endüstride ve ürün geliştirme süreçlerinde "Özgün Tasarım, Özgün İmalat" sloganı ile tanımlamıştır. Ve 27 yılı aşan süredir, Informatik bu misyonunundan sapmadan, bilhassa ileri teknolojilere dayalı, bilgisayar destekli Bilimsel, Teknik ve Mühendislik uygulama alanlarında, “KATMA DEĞERLİ TEKNOLOJİ ÇÖZÜMLERİ” üretmeye odaklananan ve bu alanda tecrübe ve uzmanlığa sahip bir mühendislik firmasıdır.

Konusunda ilk olmanın bilinciyle sektöründe öncü rol oynayan Informatik, bilimsel ve teknoloji alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek, gelişmiş ülkelerle aynı anda, başta Savunma, Uzay/Uçak, Otomotiv, Elektronik gibi imalat sektörleri olmak üzere, endüstrinin değişik alanlarınına yönelik geniş bir yelpazede bilhassa ürün geliştirme iş süreçlerinde “verimlilik” kazandıran katma değerli teknoloji çözümleri sunmanın yanı sıra; günümüzde rekabetin olmazsa, olmazı olan ve “inovasyon”a imkan sağlayan, özgün ürün ve markaların üretilebilmesi için kurum ve kuruluşlarda “Entegre Ürün Geliştirme Teknoloji Platformları”nın kurulmasına yönelik çözümler ve danışmanlık hizmetleri sunmaktadır.

Neden “Özgün Tasarım, Özgün İmalat”  ve neden “Inovasyon”

Informatik kuruluş yılları olan 1980’lerde, sanayimizin önemli bir kısmı ithal ikameci (montaj sanayi olarak), yani yabancı bir ürünün montajını yapmaktan öteye gitmiyordu. Oysa, endüstriyel alanda güçlü ve rekabetçi olabilmek ancak, “katma değerli” ürün ve hizmetlerin üretilebilmesine imkan veren, bilim ve teknolojiye yapılan yatırım ve ilerlemelerle mümkün olabilmektedir. Bu da bilindiği üzere günümüzde üretilen herhangi bir ürünün, bu her ne olursa olsun, kilogramı veya gramının kaç birim değer ettiği ile ölçülmektedir. Örnek vermek gerekirse; eski yöntemlerle dokunan kaba bir kumaşın kilosu 1 birim ise, nanoteknoloji içeren ve toplam ağırlığı diğerininin binde biri olan başka bir kumaşın kilosu 1.000 birim olabilmektedir. Aynı şekilde, eski yöntemlerle üretilen bir traktörün kilosu $2-4 iken, tamamen yeni teknolojiler, elektronik, bilgisayar ve yazılımlar ile üretilen yeni nesil bir traktörün kilosu $15-$20 dolar olabilmektedir. Aradaki farkın sebebi; eski nesil metod ve teknolojiler yerine, “inovasyon” içeren, özgün tasarım ve özgün imalat yöntemleriyle üretilen yeni nesil ürün veya teknolojiler olmasında yatmaktadır. Bir başka deyişle, gelecek, kiloda hafif ama pahada ağır olan işlere yani katma değeri yüksek ürünlere yönelmekte yatmaktadır. Doğal olarak, bu da çok kolay olmayıp, ancak, ARGE’lere yapılan yatırımlar sonunda elde edilen yenilikçi, yani “inovasyon” yetkinliği ile elde edilebilmektedir. Bu terminolojileri ilk kullandığımız 25 yıldan sonra da olsa “inovasyon” kavramının değer kazanması ve bugün siyasilerin “Özgün tasarım ve özgün imalat” kavramlarını kullanılıyor olması bizleri mutlu ediyor. Tabii, bu arada kaybolan zaman içerisinde ne rakiplerin ve ne de diğer ülkelerin bizi beklemediklerini de unutmamak gerekiyor.

Bu kapsamda, gelişim sürecine kısaca göz atmak gerekirse; daha önceleri her türlü tasarım çalışmalarını bugün “ilkel” olarak nitelenebilecek “T-Cetveli” ve karmaşık hesaplar için de sürgülü “Hesap-Cetveli” mühendislerin kullanmak zorunda oldukları yegane teknoloji araçları idi. Önceleri, günler veya haftalarca süren mühendislik çalışmaları, bilgisayarların gelişimine paralel olarak, her türlü karmaşık mühendislik tasarım, hesap ve simülasyonlar, kısa adı CAD, CAM ve CAE özelliklerine sahip yazılımlar ile bilgisayarlarda çok hızlı ve doğru bir şekilde saatler veya dakikalarla yapılabilir hale gelmiştir. Kazanılan bu kabiliyet ve hız sayesinde, çok daha fazla mühendis, çok daha fazla yoğunlukta mühendislik datası üretir hale gelmiştir.  Çünkü bu araçlar hedeflenen verimliliği arttırmış, çok kısa zamanda çok daha fazla iş yapar hale gelmişlerdi. Ancak, yeni sorun, çok sayıda mühendis tarafından üretilen bir ürüne ait bu dataların saklanması, paylaşılması ve entegrasyonu, artan verimliliğin önünde engel oluşturmasıydı. Bunun için de mühendislik datalarının koordine edildiği merkezi EDM, PDM sistemleri geliştirildi.

Böylelikle ürün geliştirme süreçlerinde mühendisler maksimum hıza eriştiler. Bu arada, bir ürünün sadece üretilmesi değil, üretildikten sonraki, yani tüm yaşam döngüsünün yönetilmesinin önemi ortaya çıktı ve bu kapsamda, ürünün etrafındaki kalite, satınalma, planlama gibi tüm paydaşların etkin ve koordineli bir şekilde sürece dahil edilmesi gündeme geldi. Dolayısıyla, bir ürünün meydana gelmesine katkı sağlayan tüm birim ve bireylerin, lokasyon bağımsız ancak entegre ve etkileşim içerisinde çalışmalarına ve ürünün doğumundan, piyasadan çekilmesine kadarki tüm süreci kontrol eden “Entegre Ürün Geliştirme Teknoloji Platformları” yani PLM veya ePLM teknolojilerini hayata geçirilmiştir. Bu konsept, sağladığı lokasyon bağımsız verimlilik sayesinde, bugün dördüncü Endüstri Devrimi olarak nitelenen sürecin kıvılcımını yakan “yenilikçi” ürünlerin geliştirilmesine büyük katkılar sağlamaktadır.

Bir taraftan kazanılan bu yetkinlik ve hız, diğer taraftan aynı şekilde hızla gelişen internet teknolojileri yanı sıra yenilenebilir enerji teknolojilerinin de sağladığı imkanlar, daha önce hayal edilemeyen yeni ufukların hayal edilmesine ve bu hayallerin şekilllendirilmesine imkan sağlamış olup, bu da dünyada endüstri adına tüm taşları yerinden oynatan yeni ENDÜSTRİ DEVRİMİ’nin ivmesini başlatmıştır.

Bu vesileyle, son birkaç yıldır dünyada çılgın bir hızla yayılan Dördüncü ENDÜSTRİ DEVRİMİ’ni yakından takip ederek, zaman tünelinde hızla ilerleyen bu treni de kaçırmadan, ülke olarak yerimizi almamız hayati önem taşımaktadır.

Dünyayı temelinden değiştirecek 4. Endüstri Devrimi hızla yaklaşıyor.

Genel olarak, endüstrideki temel gelişimlere bakıldığında, son 200 yıla damgasını vuran 2 temel sanayi gelişiminden bahsedilebilir. Bunlardan ilki daha çok mekanik ağırlıklı olmak üzere buhar ve petrol sayesinde makinaların icadı, otomobil, fabrikalar ve otomasyon ve diğeri ise, yakın geçmişe damgasını vuran elektronik, bilgisayarlar ve internet olarak gruplanabilir.

Bunları kendi zaman dilimlerine göre tasniflemek gerekirse;

A)       1.Endüstri Devrimi:     1700’lerde Buharlı Makinaların icadı,          (Su, Buhar, Kömür)

B)        2.Endüstri Devrimi:     1800’lerde Elektrik ve Otomasyon,               (Kömür, Elektrik, Petrol),

C)        3. Endüstri Devrimi:    1900’larda Bilgisayarlar ve Internet,             (Mekatronik, Internet, Mobil)

D)       4. Endüstri Devrimi:    Akıllı Fabrikalar, Siber-Fiziksel Sistemler, (Yenilenebilir Enerji)


Teknoloji evrimine etki eden paralellikler ve mühendislik teknolojilerindeki etkileşimler;

A)        1700’ler Buharlı Makinalar Dönemi,                     T-Cetveli, tasarımlarda mühendislik aracı,

B)         1800’ler Elektrik ve Otomasyon Dönemi,          Hesap-Cetveli, karmaşık hesaplar aracı,

C)         1900’larda Bilgisayar ve Bilişim Dönemi,             Süper Bilgisayarlar, Mobil Cihazlar,

D)        2000’ler 4.0 Endüstri Devrimi:                                 Nesnelerin Interneti, Sensörler, Siber-Fiziksel...?

4. Endüstri Devrimine önem veren ve bu alanda, tanımlı ilk kurumsal adımları atan ülkelerden biri Almanya olup, Alman Hükümeti tarafından teşvik edilip, yönlendirilen programlar dahilinde öncelikle yenilenebilir enerji odaklı ürünler yanı sıra, Akıllı Fabrikalar konsepti etrafında şekillenen gelişim, artan bir ivme ile hız kazanmakta olup, birçok alanda yapılan yatırımlarla bu alanda ileriye dönük lider ülkelerden biri olma imkanı hedeflenmiştir.

Diğer taraftan, Avrupa Birliği, almış olduğu kararlarla 2020’de bilhassa yenilenebilir enerji alanında kesin hedefler koymuş ve kontrollü bir şekilde bu programın uygulanmasına özen göstermektedir.

4. Endüstri Devrimi’nin Profili ve Indikasyonlarına Genel Bakış

Konu çok geniş olmakla birlikte, eşiğinde olduğumuz bu gelişimin, bazı temel taşlarını aşağıdaki şekilde özetlemek yanlış olmayacaktır;

Öncelikli olarak, önceki endüstri devrimlerinden çok farklı olarak, bu değişimin baz enerjisi, dünyamızı ve çevreyi kirleten fosil yakıtlar (petrol, kömür vb.) veya tamiri zor zararlar veren nükleer enerji yerine, tamamen temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının baz alınıyor olmasıdır. Bu kapsamda, güneş, rüzgar, deniz dalgaları, atıklar vb. hemen hemen sonsuz enerji kaynaklarından bahsetmek mümkün. Bu enerji kaynaklarına dayalı değişimin, endüstrinin baz enerjisi olması yanı sıra iki temel katkısından biri dünyamızı ve çevreyi kirletmeden işlevini görmesi ve bu dönüşüm nedeniyle ortaya çıkacak milyonlarca iş ve katma değer imkanları diğer sağlanacak faydalar olarak bahsedilebilir.

Bir diğer alan ise, ürünlerin ve atıkların daha çevre dostu olmaları ve merkezi üretim altyapıları yerine  daha dağıtılmış ortamlarda üretilebilme imkanı nedeniyle, kalabalık ve çevre dostu olmayan endüstriyel şehirler yerine, daha geniş alanlara yayılan iş ve üretim imkanları sağlanmış olacaktır. Herbir evin kendi enerjisini üretir hale gelmesi, kendi atıklarını daha verimli kullanabilmesi ve ürettiğinin fazlasını ihtiyacı olan başkalarına aktarabilme/satabilme imkanı, merkezi kapital yoğunlukları yerine daha bireysel kaynak imkanlarını sağlaması nedeniyle, farklı katma değer veya tüketim imkanları ortaya çıkacaktır.

Günümüzde bazı bölge ve coğrafyalarda yoğunlaşan kıymetli maden ve petrol kaynaklarının güçlü olanlar tarafından, savaşlar veya çeşitli entrika ve yöntemlerle zayıfların elinden zorla alınması sonucu ortaya çıkan dengesiz gelir dağılımlarının azalması imkanının ortaya çıkması diğer bir fayda olarak tanımlanabilir. Çünkü, eninde sonunda petrol ve diğer benzer kaynaklar sınırsız olmayıp, 40, 60 yıl içerisinde kendiliğinden yok olacağından, bu da halihazırda alternatif enerji kaynaklarının araştırılması ve bulunmasını ve dolayısıyla da 4. Endüstri Devrimini tetikleyen bir başka gerçektir.

Sonuç olarak, bir benzetme ile bu yeni devrimin ortaya koyacağı konseptin kaba bir tanımını yapmak gerekirse, bir insanda var olan özelliklerden yola çıkarak; aslında global anlamda “insan” özelliklerinin bir yansımasının oluşmakta olduğunu tasavvur edebiliriz. Şöyle ki; tüm canlı ve cansız nesnelerin biribirleri ile anlık etkileşim ve iletişim içerisinde olacağı, biribirlerinden etkilenecekleri, belirli kararlar vererek, aksiyon alacakları düşünülürse, bunun vücudumuzdaki sinir sistemleri ile sağlanan iletişim, 5 duyu organımızla alınan bilgiler ve bu bilgilerin son derece hızlı işlenerek karara dönüştüğü beyin fonksiyonlarımızın bir yansıması olduğu görülecektir. Bir başka deyişle, 5 duyu organımıza benzer sensörlerden gelen bilgilerin, bugünkünden çok daha gelişmiş bir internet altyapısı sayesinde hızla karar destek mekanizmalarına aktarılması ve bunların yüksek kapasiteli işlemcilerde işlenerek aksiyon alınması, bu devrimin sonunda ortaya çıkacak fabrikaların veya ürünlerin tanımını yapmaktadır. Bu miyonlarca sensörden gelen bilgiyi taşıyacak iletişim altyapısını bugün tahayyül etmek oldukça zor. Bu iletişim için sinir uçlarındaki algılar ise, insandaki görme, işitme, dokunma, koku, tatma gibi işlevsellikleri yerine getirecek milyonlarca sensörlerden bahsedebiliriz. Bu da bizi, bu milyonlarca sinir uçlarının ürettiği yoğun data miktarına götürmektedir ki, beynimizin eşsiz kabiliyetine benzer, bu miktardaki dataların toplanması, işlenmesi, kararlar alıp, aktarılması bambaşka bir data işleme kapasitesi gerektiren bilgi işlem cihazlarına ihtiyaç oluşturacaktır. Doğal olarak tüm bu bilgilerinde aynı zamanda güvenli bir ortamda üretilmesi ve yönetilmesi dikkat çeken diğer bir başlığı oluşturmaktadır.

Hepimizin bildiği üzere, 20’ye yakın ülke bugünden yaptıkları planlar ile 2020 ve ötesinde enerjilerinin en az %50’sini güneş ve rüzgardan temin etmek üzere pilot uygulamalara başlamışlardır. Bunun sonucu olarak toplu taşıma araçları artık yenilenebilir temiz enerji ile çalışırken, elektrikli otomobillerin kullanımı da teşvik edilmektedir. Muhtemelen 3-5 sene içerisinde elektrikli otomobillerin sayısı belirli bir orana ulaşacaktır.  Aynı şekilde, halen belirli ülkeler bazı kasabalarında “insansız” araç projeleri hayata geçirmiş olup, bu otomobiller yukarıda tanımlanan tüm algı, iletişim ve karar mekanizmalarını kendileri yerine getirirken siz de araçta kahvenizi yudumlayabileceksiniz.

Bugünden bu resme bakıldığında, bütün bunlar ne anlama geliyor?

Bence en önemli soru bugün için bu olsa gerek. Bunun anlamı, sırasıyla bahsetmek gerekirse;

·           Yenilenebilir ve temiz enerji alanındaki araştırma ve geliştirmeler: Bu milyonlarca yeni iş alanı ve petrol kadar önemli yeni gelir kaynakları anlamına geliyor. Bu alanda, şimdiden yarışa katılarak varlık gösterenler, bundan nasiplerini alacaklardır,

·           Yüksek kapasiteli iletişim hatları: Bir müddet sonra geriye bakıldığında, “ilkel” olarak nitelenecek bugünkü internet altyapısı, muhakkak ki, bahsettiğimiz yükü taşımayacağından, mutlaka yeni ve yüksek kapasiteli bir sinir ağı, iletişim, internet altyapılarının geliştirilmesi çalışmaları başlamıştır. Bu da keza milyonlarca yeni iş alanı ve önemli yeni gelir kaynağı anlamına geliyor. Bu alanda, şimdiden yarışa katılarak varlık gösterenler bundan nasiplerini alacaklardır,

·           Sensörler ve Elektronik sistemler: Yukarıda değinildiği üzere, 5 duyu organımızın işlevselliğini sağlayabilen, hem çok güvenli ve hem de çok esnek yeni nesil birçok sensörün ekonomik koşullarda üretim ve temini, en önemli yapı taşlarından bir başkasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bu da milyonlarca yeni iş alanı ve önemli yeni gelir kaynağı anlamına geliyor. Bu alanda, şimdiden yarışa katılarak varlık gösterenler, bundan nasiplerini alacaklardır,

·           Yoğun Veri Depolama Ve İşleme İmkanları: Yukarıda bahsedilen yoğunluktaki tüm sinir uçlarından gelen yüksek yoğunluktaki verilerin güvenli ve hızlı temini yanı sıra, güvenli depolanması, işlenmesi ve işlenen bilginin karar olarak aktarılması bir başka önemli yapı taşını tanımlamaktadır. Bunun için bugün bazı imkanlar mevcut olsa da, mutlaka ileriye dönük yeni ve daha kapsamlı veri işleme işini çok süratli yapacak veri saklama teknolojileri ve çok yüksek veri işleme kapasiteli teknolojilerin geliştirilmesi de yeni bir boyutu ortaya koymaktadır. Bu da yeni iş alanları, yanı sıra önemli yeni gelir kaynağı anlamına geliyor.

·           Güvenlik: Hayati önem taşıyan, bu kadar yoğun bilgiye, bilhassa sayısal (dijital) bilgiye dayalı bir ortamda, çok doğal olarak bu omurganın korunması ve güvenli bir ortamda yönetilebilmesi için güvenlik de göz ardı edilemeyecek önemli alanlardan bir diğerini teşkil etmektedir.

Peki Türkiye olarak biz bunun neresindeyiz? Bu kez bu trende yerimizi alabilecek miyiz?

Son yıllarda ülkemizin birçok alanda, bilhassa başta inşaat sektörü olmak üzere AVM’ler ve yüksek yaşam standardı sağlayan Rezidanslar alanında çok önemli mesafeler katettiğini hep birlikte izliyoruz. Ancak, bilhassa son zamanlarda yayınlanan istatistikler dikkatle incelendiğinde, maalesef ileri teknolojiler içeren yüksek katma değerli ürünlerin toplam üretimdeki paylarının son derece düşük olduğunu görüyoruz. Oysa, kaba teknolojilere dayalı üretim oranları çok daha yüksek rakamlar içermektedir.  Bir diğer gerçek ise, yanılmıyorsam Avrupa’da kişi başına cep telefonu sayısı en fazla olan ve cep telefonunu en çok kullanan ülkelerin de başında geliyoruz. Sadece bu üç örnek veriden yola çıkarak, şu soruyu sormak, konuyu anlamak adına fayda sağlayabilir. Neden hem çok zengin ve hem de endüstri ve teknolojide dünyaya yön veren Almanya, Japonya, İngiltere gibi çok gelişmiş ülkelerdeki AVM ve Rezidans sayıları bize göre çok daha düşük? Neden, kaynaklarının çok önemli bir kısmını ARGE, invasyon ve yenilenebilir temiz enerjiye harcıyorlar. Oysa bizim petrolümüzün de olmaması nedeniyle enerjide en çok dışa bağımlı bir ülke olarak, bu alanda önümüze gelen bu yeni devrimin mesajlarını doğru okuyarak, bu konuda fazla bir gündem oluşturmuyoruz.

Bana göre, bu konuya eğilmek milli bir mesele ve neredeyse “ev hanımları da dahil” bu alanda hep birlikte yoğun kafa yormamız ve yeni imkanlar için araştırmalar ve çalışmalar yapmamızın şart olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla, maalesef birçok kimsenin çok değerli zamanını harcadığı ve hiçbir fayda sağlamayan “yemek ve evlenme programları” izleyerek, bu trenin yaklaştığından haberdar bile değiliz. Üniversitelerden, endüstrimize yön veren birçok sanayi kuruluşlarının yöneticilerine kadar, bu konuda toplumsal bir çalışma yapılması beklenirken, maalesef, diğer birçok ülkede bu alanda önemli hazırlıklar yaparken biz de bu hareketliliği veya farkındalığı göremiyoruz.

Oysa, bütün dünyada olduğu gibi, herkes, henüz hazırlık aşamasında olan bu yeni endüstri devrimi yarışının tüm ülkelerle birlikte biz de başlangıç çizgisinde aynı şartlara sahibiz ve biraz gayretle, bu sefer biz de bu gelişimden rahatlıkla payımızı alabiliriz. Çünkü, yapılan yatırımlardan görüldüğü kadarıyla refah düzeyimiz yerinde ve biraz önceliklerin yeniden düzenlenmesiyle, neden olmasın, en fazla genç nüfusa sahip olduğu için gurur duyduğumuz bir ülke olarak, bu kaynakların bu gelişime odaklanması ile belki de bu alandaki lider ülkelerden biri olma şansını yakalayabiliriz.

Sonuç olarak, kim bilir? daha önce değindiğim üzere, bu milli bir meseledir ve her birimizin, sonsuz faydalar sağlayan internette biraz araştırma yaparak, bu alanda neler yapıldığını izlemesi, bu yazıyı yazarken benim duyduğum heyacanı sizlere de aşılayacağına eminim. Özetle, yenilenebilir temiz enerjinin hakim olduğu, fosil yakıtlardan bunalan dünyamızın bir miktar nefes alabildiği, doğanın eski yeşilliklerine kavuşabildiği ve zamanla petrol baronlarının ortadan kalkmasıyla daha adaletli bir gelir dağılımının mümkün olabileceği bir geleceğin, bu yeni endüstri devrimiyle hayat bulabileceği bir  hayal olmayıp, evlerde üretilen elektrik enerjisiyle ışık bulan kasabalar ve elektrikli ve zamanla insansız araçlar bunun başlangıç sinyalleridir.

*****************************************************************************************

MAKALE

Sandvik GC3225 ve GC3210 – İki kalite tüm döküm demir tornalama operasyonlarını kapsar.

Sandvik Coromant, döküm demir işleme için iki yeni kalite çıkardı. GC3225 ve GC3210, hem gri hem de sfero döküm demir malzemeler için tüm döküm demir tornalama operasyonlarını kapsayan yeni bir uç kalite zinciri oluşturuyor.

​GC3225, döküm demir tornalama uygulama alanında Sandvik Coromant'ın ilk tercihidir. En zor koşullarda bile güvenli ve sorunsuz işleme sağlamak üzere tasarlanmıştır. 
GC3210, iyiden ortalamaya kadar işleme koşullarında tüm döküm demir malzemelerde tornalama yapmak için uygun yüksek yanak aşınması dayanımı olan bir kalitedir. Darbeli kesimlerde, yüksek kesme hızlarında, ıslak veya kuru işlemede, işlenmiş yüzeyde veya hafif dökme kabukta güvenilirlik ve verimliliği arttırır. 
Performansı optimize etmek için gereken kenar çizgisi güvenliği ve aşınma direnci sağlamak için GC3225 ve GC3210, ince taneli sert bir alt tabaka ile CVD kaplama özelliği gösterir. Ayrıca yenilikçi tasarımları hafif kesme işlemini kolaylaştırmak için optimize edilmiş mikto-geometriler kullanır böylece, kesme kuvvetini düşürerek takım ömrünü uzatır. 

Müşterilere yapılan test sonuçları dikkate değer sonuçlar gösteriyor. Diğer kesici uçlar artık kesemediğinde bile GC3225 işinizi hala sürdürmeye devam eder. Sfero dökme demirin işlenmesinde bu ucu kullanarak rakip kalite ile kıyaslandığında takım ömrünün %70 artırılması mümkün olmuştur. GC3210, farklı kutu kapaklarının işlenmesinde test edilmiş ve bazı olağanüstü sonuçlar vermiştir. Bir rakip kalitesi yerine GC3210 kullanımına geçildikten sonra, takım ömrünün %38 artırılması mümkün olmuştur.
**************************************************************************************************************

MAKALE

HAZIRLAYAN:     AKYAPAK GENEL MÜDÜRÜ İBRAHİM HARMAN

BORU BÜKMEDE İLERİ TEKNOLOJİ, BÜYÜK KOLAYLIK, YÜKSEK VERİM.

Metal bükme, kesme ve delme makineleri ile 5 kıtada 82 ülkeye ihracat yapan Bursa’nın en köklü üreticilerinden AKYAPAK, yarım asrı aşmanın mutluluğunu yaşıyor.  Yarım asırlık başarı öyküsünü yenilerini de ekleyerek yazmaya devam eden AKYAPAK, bugün Türkiye’nin gücünü simgeleyen yüksek kalitesini başarıyla dünyaya taşıyor. 

AKYAPAK, ürettiği sac, boru ve profil bükme makinelerini dünyaya AKBEND markası ile pazarlıyor. AKYAPAK’ın “AK” hecesi ile İngilizce “bükmek” anlamına gelen “bend” sözcüğünün birleşmesinden oluşturulan AKBEND adı, sağladığı güvenle sektörde önemli bir konuma yerleşti. AKYAPAK, Dünya’da da Türkiye’de de öncülerinden olduğu delik delme hatları için de AKDRILL markasını kullanıyor. Bu isim de “AK” hecesi ile İngilizce “delmek” anlamı taşıyan “drill” sözcüğünün birleşiminden doğdu. Bu markalar AKYAPAK’ın dünya genelindeki güçlü imajına yeni boyutlar kazandırdı. Oxy ve plasma kesim makineleri ise AKYAPAK markası ile üretiliyor.

AKYAPAK, müşterilerine her zaman daha iyi ürünler sunabilmek için AR-GE departmanına önemli yatırımlar gerçekleştiriyor. Sürekli geliştirdiği metal işleme teknolojileri ile yılda ortalama iki bin adetin üzerinde makine üreten AKYAPAK, müşteri portföyünü her geçen yıl daha da genişletiyor, sektörel ve bölgesel anlamda pazarını çeşitlendiriyor. Yakaladığı yüksek kalite ile Avrupa ve Amerika gibi dünyanın en güçlü pazarlarında rekabet gücünü kanıtlayan AKYAPAK, yeni pazarlar keşfetme konusunda da iddiasını sergiliyor. Bu özellikleri ile AKYAPAK, farklı sektörlerde üretim yapan, beş kıtaya yayılmış yüzlerce kurum ve kuruluşun çözüm ortağı haline geldi. AKYAPAK, kendisini sürekli yenileyen yapısıyla gelişmeye devam ettiği gibi, makine parklarını geliştirme çabasında olan müşterileri için de aynı zamanda bir danışman gibi çalışıyor.

AKYAPAK AKBEND’in boru bükme serisi ABM makineleri kullanıcı dostu NC ve CNC modelleri ile metal boru bükme işlemlerini kolayca ve kusursuz gerçekleştiriyor. AKYAPAK’ın, “Yüksek Türkiye Teknolojisi” ile en kaliteli malzemelerden çeşitli uzunluk seçenekleri ile ürettiği ABM serisi boru bükme makineleri 38, 50 ve 76 mm çapa kadar olan borularda mükemmel sonuçlar elde edilmesini sağlıyor. Çelik, paslanmaz çelik, alüminyum ve benzeri bükülebilir malzemeleri basit veya değişik şekillerde bükebilen ABM Boru bükme makineleri otomotiv, mobilya, ısıtma-soğutma, yalıtım ve benzeri alanlarında yüksek kaliteyi hedefleyen üreticilerin öncelikli tercihi olmaya devam ediyor.

ABM CNC Boru Bükme Makineleri ise büküm aşamalarını art arda otomatik olarak gerçekleştirerek kolaylığı ve verimliliği öne çıkarıyor. Böylece yüksek adetlerde veya tek parça üretimlerinde maliyetler önemli ölçüde azalıyor. CNC boru bükme makinesi programları da oldukça kolay ve kullanışlı. Kullanıcıya kalan ise yalnızca boruyu makineye yerleştirmek ve tercih ettiği programı seçmek… 

En iyi, en üst seviyede kaliteyi elde etmek için yıllarca taviz vermeden çalışan AKYAPAK, yarım asrı birkaç yıl geçtiği  2015’de de sonrasında da gerçekleştireceği ilklerle hep alanının öncüsü olacak. AK-YAPAK ismi, AKBEND ve AKDRILL markaları ile birlikte her zaman yenilikçilik, çağdaşlık ve güvenilirliğin temsilcisi olarak geleceğe emin adımlarla ilerlemeye devam edecek.

**************************************************************************************************************

                                            MAKALE

KONTROL SİSTEMLERİNDE YAŞAM DÖNGÜSÜ YÖNETİMİ

Otomasyona yatırım yaparken sadece karşılanacak işlevsel gereksinimleri ve eldeki bütçeyi değil, yatırım kazancı için gerekli tahmini süreyi de hesaba katmak gerekiyor. Yatırım kazancı sağlamak için kilit nokta, sistemin çalışmaya devam etmesi gereken yıllar için ekipmanlarının yaşam döngüsünü uzatması gereken kontrol teknolojisi tedarikçilerinin uyguladığı stratejidir.

Donanım ve yazılımdaki hızlı teknolojik gelişmeler kontrol sistemlerinden çok yüksek performans elde edilmesini sağlıyor.  Birçok durumda bu kapasiteler satın alma maliyeti ile birlikte arzulanan hedeflerine ulaşılmasını sağlayacak belli bir teknolojinin seçimiyle sonuçlanıyor. Ancak bazı durumlarda dikkate alınmamakla beraber çoğunlukla da kritik önem taşıyan başka karar verme faktörleri var. Örneğin; sistemin çalışır durumda tutulabileceği yıl sayısının belirtilmesi ve bu çerçevede ilişkili bakım masraflarının belirlenmesi. Sadece bu şekilde yeterli yatırım kazancı elde edebiliriz.

Ürün Yaşam Döngüsü

Ürün yaşam döngüsü, ürünün piyasaya girmesi ile artık tedarik edilmeyinceye kadar geçen süre olarak tanımlanır. Bu süre genelde beş ana bölüme ayrılır:

Giriş: Ürünün piyasaya sürüldüğü aşamadır. Ekipmanın çok yenilikçi olması halinde, tanınması ve tasarlandığı sektörlerde konsolide edilmesi biraz zaman alacaktır.

Büyüme:  Piyasaya giriş yapan ürün beklentileri karşılarsa, baz veya hedef pazar payına ulaşıncaya kadar hızlı bir kabul aşamasına girecektir.

Olgunluk: Hızlı büyüme sonrası, artışın düştüğü sürekli satış aşamasına geçilir ve kademeli olarak doygunluk seviyesine ulaşılır. Ürüne bağlı olarak bu aşama birkaç ay veya birkaç yıl sürebilir.  Her koşulda, zaman içinde sağlanan destek ve eklenen yenilikler bu sürenin uzamasına yardımcı olur.

Düşüş: Bir zaman sonra teknolojik, yasal veya Pazar ile ilgili durumlardan kaynaklanan nedenlerle ürünün üretimi olanaksız hale gelir. Bu süreçte tedarik azalmaya başlar. Bu süreç genellikle daha yeni bir ürün veya teknolojinin büyüme aşamasına denk gelir.

Demode olma: Ürünün artık satın alınamaz hale gelmesidir. Eşdeğer alternatif bir seçeneğin (varsa) ya da ihtiyaçların çoğunu karşılayan gelişmiş bir seçeneğin tercih edilmesi gerekir. Bu aşamada hizmetler ve ürün desteği sınırlı olabilir.

Teknolojik Değişiklikler Yaşam Döngüsünü Etkiler

Tüketici piyasasında sürekli karşımıza çıkan teknolojik gelişmeler donanım ve yazılım ürünlerinin kullanım ömrünü yönetmektedir.

Temel örneklerden biri cep telefonlarıdır.  Birkaç yıl önce bir cep telefonunun kullanım ömrü ortalama 2,5 yıl olarak öngörülüyordu.  Şu anda bu rakam ABD’de 18 ay Avrupa’da 15 ay ve Japonya’da ise 8 ay olarak tahmin ediliyor.

Yazılımlar için de benzer bir durum söz konusu: İşletim sistemleri 3-4 yıllık periyotlarla tamamen yenilenmektedir. (Örneğin, en yeni Microsoft ürünlerine bakalım: Windows Vista 2006 yılında, Windows 7 2009 yılında, Windows 8 2012 yılında piyasaya sürüldü ve Windows 9'u da 2014 yılı ortalarında piyasaya sürüleceği tahmin ediliyor).

Yeni ürünlerin faydaları tüketicinin bunlara yönelmesi anlamına geliyor; yukarıda bahsedilen ürünler demode olmasa da, çoğunlukla üretimlerine devam etmek zordur. Bunun birkaç nedeni vardır: Üretim hatları çok daha karlı olan yeni ekipmanlar içindir; kullanılan parçalar ortadan kaybolmaktadır; üretime devam etmek vs. için kritik bir kitle söz konusu değildir.

Çok büyük bir pazar oluşturan tüketici elektroniğinin dönüşümü, pazarı büyük ölçüde daha küçük olan endüstriyel kontrol sistemleri donanım ve yazılım ürünlerinin üretimini doğrudan etkiliyor.  Dokunmatik ekranlar, hızlı bellek, çok çekirdekli işlemciler vb. ortaya çıkan yeni teknolojiler ilk teknolojilerin idamesi tamamen ele geçirebilir ve beli tipte bir parçanın bulunmasını güçleştirerek temel ekipman performansında bir değişiklik gerektirebilir. 

{0>Choosing a product in one phase or another of the life cycle depends on the profile of the decision-maker<}0{>Yaşam Döngüsünün Herhangi Bir Aşamasındaki Ürün Seçimi Karar Verme Otoritesin Profiline Bağlıdır

<0}
{0>The theory of diffusion of innovations defines five profiles of behaviour in the face of a product that the user perceives as new or as an innovation.<}0{>Yeniliklerin dağıtımı teorisinde bir kullanıcı bir ürünü yeni veya yenilikçi olarak algılarken beş davranış profili çizer.<0}{0>This involves obtaining a pattern of how individuals, faced with the option of accepting an innovation, process information and their individual motivation for reducing uncertainty.<}0{>Burada bireylerin bir yeniliği kabullenme seçeneğiyle karşılaştıklarında bilgileri nasıl işlediğine ve belirsizliği azaltmak için bireysel motivasyonlarının ne olduğuna dair bir sistem elde edilir.<0}

{0>Thus, decision-makers falling within the category of Innovators or First Followers are characterised by their perception of the advantages of the new product, and do not question other aspects such as whether it is a sufficiently proven technology, or the changes in user habits that it may involve, or other side issues which the rapid adoption of a new product can entail.<}0{>Böylece Yenilikçiler veya İlk Takip Edenler kategorinse düşen karar verme otoriteleri yeni ürünün faydalarını algılama şekleriyle karakterize edilirler. Aynı zamanda yeterli ölçüde kanıtlanmış bir teknoloji olup olmaması, kullanıcı davranışında yaratabileceği değişiklikler ya da yeni bir ürünün hızlı bir şekilde benimsemesinin beraberinde getirebileceği diğer yan hususlar gibi unsurları sorgulamazlar. <0}{0>The main challenges will be the investment in staff training and in the procurement of spare parts.<}0{>Temel hedefler personel eğitimine ve yedek parça tedarikine yatırım yapmaktır.<0}

{0>The Early and Late Majority appreciates using a product or technology which is widely used and proven, and is already a de facto standard.<}0{>Erken ve Geç Çoğunluk yaygın olarak kullanılan ve kanıtlanmış olan ve de fiili bir standart haline gelmiş bir ürün veya teknolojiyi takdir eder.<0} {0>Staff training requirements will be lower and it is likely that spare parts are already available.<}0{>Personel eğitim ihtiyaçları düşük olacaktır ve büyük ihtimalle yedek parçalar da halihazırda karşılanabiliyor olacaktır. <0}

{0>The Stragglers are those who have most difficulty in accepting change, and seek the comfort and safety of a product which is fully proven and widely known.<}0{>Sona Kalanlar değişimi kabul etmekte en çok zorlananlardır ve tam anlamıyla kanıtlanmış ve yaygın olarak tanınan ürünlerin konfor ve güvenliğini ararlar. <0} {0>The need for training and spare parts will be minimal, but the challenge of the imminent end of the life cycle must be confronted.<}0{>Eğitim ve yedek parça ihtiyacı minimaldir ancak yaşam döngüsünün yaklaşan sonunun yaratacağı zorluklara göğüs gerilmesi gerekecektir. <0}

{0>Without doubt, the preferences of the person making the decision to use one or another product will involve the use of a product in the phases of introduction, growth, maturity, decline or obsolescence, with their pros and cons.<}0{>Şüphesiz, kişinin herhangi bir ürünü kullanma kararı verirken ki tercihlerini ürünün avantajları ve dezavantajlarıyla giriş, büyüme, olgunluk, düşüş veya demode olma aşamalarında kullanımı belirleyecektir.<0}

{0><}0{><0}<}0{>Bir endüstriyel otomasyon kontrol sisteminin satın alma ve ilk kurulum maliyetinin yaşam döngüsü boyunca toplam maliyetinin sadece yüzde 50’si olduğu kabul edilir. <0} {0><}0{>Diğer bir deyişle, yıllar geçtikçe, değişiklik, yeniden mühendislik, modifikasyon ve bakım olarak satın alma maliyetine eşit veya daha fazla yatırım yapılır.<0} {0><}0{>Kontrol sistemi yaşam döngülerinin farklı sektörlerde çok farklı olduğu doğrudur (zaman dilimleri: yarı iletken veya otomotiv sektörlerinde 5 ila 10 yıl; metal veya petrol sektörlerinde 20 ila 25 yıl); dolayısıyla değişiklik, yeniden mühendislik, modifikasyon ve bakım maliyetleri ihtiyaçları da değişiklik gösterir. <0}

Diğer yandan kontrol sisteminin oluşturan unsurlara baktığımızda, ARC Danışma Grubu’nun süreç kontrol sistemlerinde geçiş çalışmasına göre, 2 ila 25 yıl arası yaşam döngüleri görebiliriz.

{0><}0{>Bileşen<0}

{0><}0{>Yaşam döngüsü<0}

{0><}0{>Çalışma istasyonu<0}

{0><}0{>5 yıl<0}

{0><}0{>Kontrol stratejileri <0}

{0><}0{>Değişken <0}

{0><}0{>Grafikler <0}

{0><}100{>Değişken <0}

{0><}0{>Kontrolörler <0}

{0><}0{>Maksimum 15 yıl<0}

{0><}89{>Giriş/Çıkış <0}

{0><}0{>20 yıl veya daha fazla<0}

{0><}0{>Kablolama tertibatı <0}

{0><}100{>25 yıl veya daha fazla<0}

 

Otomatik Sistemlerin Yaşam Döngüsü


Kontrol sistemleri yukarıda sayılan ürünlere benzer yaşam döngülerine sahip teknolojik ürünlerden yapılır.

Otomasyonu gerçekleştirilecek bir kuruluma uygulanan kontrol sisteminin çalışma verimliliğini, içeriğindeki donanım ve yazılımın yaşam döngüsü (muhafaza, güncelleme ve/veya yeni kapasitelerle genişletme seçeneklerini dikkate alarak) ve zaman için gerektiği şekilde daha gelişmiş alternatiflere geçiş yapma seçeneği belirler.

Mevcut otomasyon yatırımı söz konusu yatırımdan hızlı kazanç sağlamayı hedefler.  Kurulumun karmaşıklığına bağlı olarak 10 ila 20 yıllık periyotlardan bahsediliyor. Yatırım kazancı 25 yılı aşkın süreler için planlanan son derece kompleks ve yüksek maliyetli kurlum tasarımları da sık sık rastlanıyor. (Çok uzun süreli kazanç sürelerinde genellikle yenilenebilir enerji kullanan kurulumlar söz konusu).

Bu nedenle uzun yıllar verimini sürdürecek kontrol sistemlerine ihtiyacımız var.

Otomasyon Sistemlerinde Verimlilik

Kontrol sistemi tasarım aşamasında tasarımın hedeflediği ihtiyaçları karşılayacak şekilde özelleştirilir.  Çalışmaya başladıktan ve ayarlandıktan sonra herhangi bir değişikliğe ihtiyaç duyulmayacağını düşünürüz. Gerçekte ise tam tersi bir durum söz konusudur. En fazla değişiklik ve adaptasyon üretime başladıktan ve yıllar geçtikçe ihtiyaç duyulur.

Bu değişikliklerin nedeni nedir? Sistem düzgün bir şekilde tasarlanmışsa, yeni ihtiyaçları karşılaması gerekmez mi? Çoğu durumda kontrol sistemi yeterli esnekliğe sahipse ilerideki değişikliklere adapte olacaktır ancak bazı durumlarda daha temel modifikasyonlar gerektiren olası ölçülemez değişiklikler söz konusu olabilir.  Örneğin:

·         Tesisatta fiziksel değişiklikler gerektiren üretim sürecindeki varyasyonlar;

·         Diğer kontrol, yönetim veya kurumsal sistemlerle entegrasyon.

·         Yeni kalite ve güvenlik kontrolleri eklenmesi.

·         İzlenebilirlik ve süreç bildirimi konularındaki yasal değişiklikler.

·         vb.

Örneğin, son 20 yılda kontrol sistemlerinde meydana gelen bazı değişiklikleri analiz ettiğimizde karşımıza şunlar çıkıyor:

·         Bilgisayar işletim sistemlerindeki değişiklikler.

·         Kurumsal ERP sistemlerinin üretim modülerine entegrasyonu.

·         Barkod, QR kodları veya RFID’dan bilgi okuma.

·         Endüstriyel Kablosuz Ethernet.

·         Görüntü yönetimi ve işleme.

·         Bildirim, trendler ve izlenebilirlik ile ilgili yönetmelikler.

·         Elektronik imzalar, 21-CFR-11 kayıtları ve yönetmelikleri

·         ISA S88, S95 yönetmelikleri.

·         EN ISO 13849, IEC/EN 62061, IEC/EN 61508 güvenlik yönetmelikleri.

·         vb.

Diğer bir deyişle, 1993 yılında kurulan bir sistemin bugün hala verimli olabilmesi için kesinlikle bir veya daha fazla büyük çaplı modifikasyon gerçekleştirmemiz gerekirdi.

Her koşulda, kullanım ömrünü uzatmak için kararlar almak ve eyleme geçebilmek ya da gerekirse bir geçiş planlayabilmek adına kontrol sistemimizin yaşam döngüsünde hangi noktada olduğunu bilmemiz çok önemlidir.

Kısacası, tüm kontrol sistemleri yaşam döngüsü boyunca önemli değişikliklere uğramak durumundadır.  Yaşam süresi stratejiniz ne kadar iyiyse, bu değişikliklere adapte olmak da o kadar kolay olacaktır.

İnsan Faktörü
Mühendislik, operasyon ve bakım personelinin yaşlanması tesiste bilgiyi muhafaza etme konusunda probleme yol açan bir gerçektir. Genellikle yeni personel, eğitim veya eğitim ekipmanına sahip olmaksızın ya da yeni teknolojilerin faydalarından yararlanmadan dokümantasyonun sadece kağıt formatında yapıldığı durumlarda bir kontrol sistemini destekleme görevini üstlenebilmektedir.

Sık karşılaşılan bir başka durum da yeni nesillere transferi kolaylaştırmak için teknoloji veya ürün hattı hakkında bilgi sahibi olan bir mentora sahip olmamaktır.  Bu durum nesilden nesle aktarımı engellemekle beraber, bazı durumlarda emekli personele başvurmak gerekmiştir. Bir anekdot vermek gerekirse, bilgi sistemleri dünyasında 2 bin etkisi ile karşı karşıyayken, 1970’lerde programlanan uygulamaları tarih alanında yılı tanımlamak için iki hane yerine dört haneye geçecek şekilde modifiye etmek için emekli Cobol programcılarına danışmak gerekti.

Dolayısıyla gerek dahili kaynaklardan gerekse üretici veya servis şirketlerinin desteğiyle kontrol sistemlerine dair bilginin saklanmasının ve nesilden nesle aktarımın yaşam döngüsünü gereksiz yere kısaltmamasının sağlanması çok önemli bir konudur.

Yaşam döngüsünü uzatmaya yönelik stratejiler

Kontrol sistemi sağlayıcıları genellikle ekipmanın kullanım ömrünü ve bu ekipmanların kurulu olduğu endüstriyel tesislerin çalışma süresini uzatmak için stratejiler tasarlar.

Bu stratejiler birden fazla unsur çevresinde şekillenir:

·         Modüler donanım ve yazım platformları kullanılarak tasarım.

·         Ürün hattı boyunca donanım ve yazılımın ölçeklenebilirliği.

·         Donanım ve yazılımın önceki ürün aileleriyle uyumu.

·         Uyumluluğu sağlamak için donanım yeniden tasarım prosedürleri.

·         Donanım ve yazılım aileleri arasında geçiş yapmak için prosedürler ve araçlar.

·         Demode olma aşamasına girdikten sonra belli bir süre için donanım ürünleri için garanti edilen yedek, parça, bileşen veya tamirin sunulabilmesini sağlamaya yönelik hizmetler.

·         Söz konusu eskimiş ürünlerle ilgili bilgilerin devam ettirilebilmesi için kurulan baza yönelik teknik destek hizmetleri.

{0>Example of a strategy to extend the life cycle of a control system<}0{>Bir Kontrol Sisteminin Yaşam Döngüsünü Uzatma Stratejinse Örnek <0}

{0>The strategy designed by Rockwell Automation for its control products, represented by the following graphic, is explained below:<}0{>Rockwell Automation tarafından kontrol prosedürleri için tasarlanan strateji aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi açıklanmıştır:<0}

{0>In this case, the product is in four possible stages:<}0{>Bu durumda ürün dört olası aşamadan geçer:<0}

{0>Active Product:<}0{>Aktif Ürün:<0} {0>Product is available for sale and with full support.<}0{>Ürün satıştadır ve tam destek sağlanır.<0} {0>The period depends on the type of product, for example at the moment Rockwell Automation maintains hardware families which have been in this stage for over 25 years.<}0{>Süreç ürün tipine göre değişir. Örneğin şu anda Rockwell Automation’ın 25 yılı aşkın bir süredir bu aşamada tuttuğu donanım aileleri bulunuyor.<0}

{0>Silver Series Product:<}0{>Gümüş Serisi Ürün:<0} {0>Discontinuation will be announced within 6 to 24 months, depending on manufacturing possibilities.<}0{>Üretim olanaklarına bağlı olarak 6 ila 24 ay içinde satıştan kalkacaktır. <0} {0>A final date for sales will be defined and at the same time the options for compatible replacement or migration.<}0{>Son satış tarihi ve uygun değiştirme veya geçiş seçenekleri belirlenecektir. <0}

{0>Discontinued Product:<}0{>Satıştan Kalkan Ürün:<0} {0>The product is no longer for sale, but the repair and/or replacement processes are maintained for repaired products.<}0{>Ürün artık satılmamaktadır ancak tamir edilen ürünler için tamir ve/veya değiştirme işlemleri sürdürülmektedir. <0} {0>This period depends on the availability of components allowing repairs to be made, but on average ranges from 5 to 7 years (although in some cases products continue to be repaired more than 10 years after their discontinuation).<}0{>Bu süreç tamire izin verecek parçaların bulunurluğuna göre değişir ancak ortalama 5 ila 7 yıl sürer (yine de bazı durumlarda ürünler satıştan kalktıktan 10 yıl veya daha uzun süre sonra tamir edilmeye devam edilir).<0}

{0>Obsolete Product:<}0{>Eskimiş Ürün:<0} {0>Sale or repair of the product is no longer possible.<}0{>Ürünün satışı veya tamir mümkün değildir.<0}

{0>Therefore, the strategy of Rockwell Automation is to secure extended periods of operating life for its products, allowing amortisation of the installations in which they are working.<}0{>Bu nedenle, Rockwell Automation’ın stratejisi ürünlerinin çalıştıkları tesisatlarda amortismanını sağlayarak kullanım ömrünü uzatmayı amaçlamaktadır.<0} {0>One obvious example is the PLC-5 family, which has achieved 28 years of uninterrupted sales, although it still has to go through the Silver Series and discontinued product phases, so its whole life will certainly extend to 35 years.<}0{>Bunun en belirgin örneği kesintisiz 28 yıldır satışta olan PLC-5 ailesidir. Gümüş Serisi ve satıştan kalkan ürün aşamalarından geçmesi gerekse de toplam kullanım ömrü her halükarda 35 yıla ulaşacaktır. <0}

 

Servis ömrü uzatma hizmetleri

Sanallaştırma yazılım yaşam döngüsünü uzatıyor

İşletim sistemleri ve yazılımlardaki değişiklikler genelde fiziksel makinelerle ilgili olanlara kıyasla çok daha sık gündeme geliyor. Yazılımın yaşam döngüsünü uzatmak için her gün daha fazla kullanılan bir strateji de sanallaştırmadır.

Uzun yıllardır bilgisayar ortamlarında kullanılan bir işlem olan sanallaştırma ile bir bilgisayarın donanımı sanal makine olarak bilinen bir ayırma tabakası vasıtasıyla işletim sistemi ve yazılımından ayrılır.

Bu mekanizma ile fiziksel donanımı her biri kendi işletim sistemine ve özel yazılımına sahip birden fazla sanal makine ile birleştirmek mümkündür.

Bunun pek çok faydası bulunur. Örneğin:

·         Altyapı maliyetlerinde azalma: Daha az sayıda sunucu ve istemci.

·         Gelişmiş bakım: Görüntü ve yedeklemede kolaylık; yazılımı farklı donanım platformları arasında daha hızlı taşıma.

·         Daha yüksek hata toleransı: Uygulamaları destekleyen birden fazla fiziksel sunucu olduğunda birindeki arıza uygulamaların durmasına neden olmaz.

Endüstri seviyesinde, yazılım uygulamaları belli bir süre sanallaştırılmış ortamlarda çalışmak üzere tam olarak doğrulandı. Büyük avantajları nedeniyle bu trendin önümüzdeki yılarda da sürmesi bekleniyor.

Sonuç

Otomasyon sistemlerine yeni yatırımlarda hem uygulanan teknolojilerin yaşam döngüsü hem de üretici tarafından sunulan destek hizmetleri dikkate alınmalıdır.

Kontrol sisteminin uzun bir yaşam döngüsüne sahip olması yedek ekipman maliyetlerinde tasarrufla birlikte tüm endüstriyel üretim sistemlerinin en pahalı kısmı olan (hem değer hem de zaman olarak) mühendislik iş saatine yeni yatırımlar yapılmasını önleyecektir.

Mevcut sistemlerle ilgili olarak, tesis kontrol sistemlerinin durumunun bilinmesi ve yaşam döngüsü durumuyla ilgili bilgiler de dahil olmak üzere kurulan bazın bir envanteri çıkarılmak suretiyle bir çalışma yapılması önem taşıyor.  Bu bilgilerin yılda bir üretici tarafından bildirilen değişikliklerle güncellenmesi tavsiye ediliyor.

Bu demode olma risklerini tespit etmemizi hafifletmemizi ve lamamızı sağlamakla birlikte her bir üreticinin sunduğu yaşam döngüsünü kilit bir özelik olarak değerlendirmemizi sağlayacaktır. 

Sitede ara

© 2014 Tüm Hakları Saklıdır.