Her sayımızda bir firmamızın makine ve otomasyon sektörü dışında gerçekleştirdiği çalışmalara değineceğiz ve farklı uğraşlara değineceğiz. Bu sayımızda Emas Yönetim Kurulu Başkanı Gazanfer Sanlıtop konuğumuz. Sanlıtop’un yazar kişiliği ve kitapları üzerine konuşacağız. 

Emas Yönetim Kurulu Başkanı Gazanfer Sanlıtop: “TARİHE IŞIK TUTUYORUZ”

Yılların deneyimiyle birlikte Türk yazın hayatında önemli bir yere sahip olan ve 20’nin üzerinde kitap yazan, EMAS Yönetim Kurulu Başkanı Gazanfer Sanlıtop ile güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.  Sanlıtop’un mühendis kimliğinin yanı sıra; araştırmacı yazar kimliğinin ön plana çıktığı söyleşimiz; tarihte yanlış bildiğimiz olaylara da ışık tutacak. 

 

 

Sohbetimize başlamadan önce, EMAS`ınkuruluşu ve gelişiminden bahseder misiniz? 

1969 yılı Ocak ayında “Sanlıtop Mühendislik Bürosu” adı altında açılış yapmıştık. Kısa süre içinde üretimle ilgili ilk adımımızı attık. Böylece EMAS, 1969 yılının Nisan ayında fiilen faaliyete geçmiş oldu. Aynı yılın Ekim ayında ilk ürünümüz olan kumanda butonunu çıkarmayı başardık. İlk üretime geçtiğimiz tarihten itibaren Türkiye`de yapılmayan veya kaliteli üretilmeyen ürünlere göz diktik. Eğer bir ürün Türkiye`de hakkıyla üretiliyorsa, o işe girmedik. Butondan sonra sinyal armatürlerinin de üretimine geçtik. Bu alanda dönemin zorlukları nedeniyle basit buluşlarla (kontak üretimi, yerli olarak üretilen telli neon ampul kullanmak gibi) ekonomik çözümler de gerçekleştirdik.

Üretim yelpazemiz birkaç ürünle sınırlı kalmamalıydı. O sırada bizi İtalyan kökenli bir Traktör firması keşfetti. Kendilerine marş kontak anahtarı ürettik. O firmanın satın alma elemanlarından başkanına kadar herkesin iyi niyetli ve samimi olduğunu gördük. Bizi ve bizim gibi üreticileri Türkiye`ye kazandırdılar. Hâlâ o firmaya çalışıyoruz. Ancak miktarlar ne yazık ki, istediğimiz düzeylere çıkamadı. 

Bu konuda bir seçim yapmalıydık. Elektrik sektöründeki hızlı büyüme bizi elektrik ve elektronik konularına ağırlık vermeye yöneltti ve hızlı bir büyüme yakaladık. Ardından, İkitelli`deki şimdiki binamıza taşındık ve yeni yatırımlar gerçekleştirdik. Bugün dünyada 65 ülkeye mal satıyorsak ve birçok üründe favoriysek eğer, 8 yıl önce stratejik bir kararla almış olduğumuz kontak makinasının da bunda büyük payı var diyebilirim. Çünkü o sayede kontaklarımızın kalitesi tartışılmaz şekilde yükseldi.

Çok sevdiğim ve sıkça söylediğim "Kalite cömertliktir!" diye bir söz var: Kaliteyi gerçekten hedefliyorsanız, masraftan kaçınmayacaksınız. Bu konu üretimin her kademesinde geçerlidir. 3 kuruş ucuz diye kalitesiz hammadde kullanamazsınız, ürünü işlerken 5 saniye daha çabuk olsun diye çalışanınızı zorlayamazsınız. Masraf olur düşüncesiyle kaliteyi kontrol etmeyeyim diyemezsiniz… EMAS`ta üretilen tüm ürünlerin yüzde 100 devre kontrolü yapılır. Özetle; biz nerede olduğumuzu biliyoruz. Sadece teknik bilgi yeterli değildir. Kendinize bir yol seçmeli ve o yolda ilerlemelisiniz. Bizim seçimimiz, başlangıçtan bu yana Avrupa kalitesine ulaşmak şeklindeydi. Gururla söyleyebilirim ki bunu başardık…Şu anda fiyatlarımız, oldukça makul düzeyde ve kalitemiz olabildiğince yüksek. Ürün yelpazemiz de hayli genişlemiş durumda. Her yıl yepyeni ürünler çıkarıyoruz. Sonuç olarak, Çin ve Uzakdoğu ile hiç mukayese edilmiyoruz. Bu konuda, Ar-Ge kadromuzun payı da büyük. Çünkü elektroteknik ve elektronik konularında uğraş veren ekibimiz, çoğunluğu mühendis olmak üzere 20’yi aşkın kişiden oluşmakta. Bu sayıyı kısa bir sürede 30’ların üzerine çıkarmayı amaçlıyoruz.

Sizce başarılı bir yöneticinin sahip olması gereken başlıca vasıflar hangileri? Bu konudaki ilkeleriniz nelerdir? 

Başarılı bir yöneticiyi kuklacıya benzetebiliriz. Çünkü kuklacı, hangi parmağını oynatınca kuklasının hangi uzvunun nasıl hareket edeceğini çok iyi bilir. Başarılı bir yönetici de aynı durumdadır. Firmasında hangi düzenlemeyi yapınca ne gibi sonuçlarla karşılaşacağının farkındadır. Önem derecesi yönünden ele aldığımızda bazı değişiklikler olsa da genelde konular bellidir. Önce kalite dersek, hemen arkasından verimlilik ve maliyetlerin piyasa koşullarına uyumluluğu ön plâna çıkar. Aslında maliyet konusunun daha öncelikli olduğu da söylenebilir. Çünkü günümüzde fiyatları piyasa belirliyor. Girişimcinin bu konuda titiz olması kaçınılmazdır. Aksi hâlde, başarı hayal olmaktan öteye gidemez.

EMAS olarak, başta aşırı yüksek enflasyon olmak üzere, geçtiğimiz yıllarda ülkemizin yaşadığı tüm badireleri atlatarak bugünlere gelmemizin en önemli nedenlerinden biri, kendi para tarifimizi yapabilmiş ve maliyetleri ona göre doğru hesaplayabilmiş olmamızdır diye düşünüyorum. Çünkü piyasa şartlarına uyamazsanız, bu işin içinden çıkamazsınız. Ya yüksek fiyatlar nedeniyle satışlarınız düşer, ya da zararına satış sonucu batarsınız.

Aslında bizim yaptığımız çok basit bir uygulamaydı. Örneğin, 1980`lerin 100 lirasına 100 “EL”(Enflasyon Lirası) dedik ve o değeri temel kabul ettik. Satın aldığımız, ya da ürettiğimiz her ürünün değerini enflasyona endeksleyerek EL cinsinden belirledik ve stoklarımıza EL cinsinden girdik. Bazı ürünler 1 ay önce, bazısı 2 ya da 3 ay, hatta 1 yıl önce alınmış olsun. Herhangi bir zaman diliminde güncel fiyatları görmek istediğimizde, bulduğumuz EL değerini başlangıç yılının enflasyon katsayısı ile çarptığımızda, o ürünün güncel fiyatını derhal görebiliyorduk. O sayede, özellikle maliyetler yönünden ne durumda olduğumuzu anlamamız çok kolay oluyordu. Bu hesabı döviz cinsinden yapmak da bir yol gibi görülebilir belki ama aynı şey değil. Çünkü dövizin hep aynı paritede kalması söz konusu değil. Beklenmedik iniş ve çıkışlarla karşılaşabiliyorsunuz. Oysa enflasyon hiç şaşmadan, az ya da çok ama mutlaka artıyor.

Maliyetleri hesaplarken, finansman konusu da çok önemli… Bize göre, finansmana toptan bir yüzde koyarak maliyete eklemek doğru değil.Çünkü her girdinin nakde dönüş süresi farklı. Hammaddeninki çok uzun, parçanın orta seviyede, yarı mamulün ise daha kısa. İşçilikler de cinslerine göre farklı sürelerde nakde dönüşüyor. Sabit giderlerin ürüne yüklenmesi de başlı başına bir sorun. Bütün mesele, maliyetleri doğru yapmakta… Çünkü yanlış hesap Bağdat’tan dönmüyor. O yüzden müşterinizi bile kaybedebiliyorsunuz.

Üretimini yapmış olduğumuz şu an 14 binin üzerinde aktif parçamız ve 3 bin 600 civarında ürün reçetemiz bulunuyor. Her birini doğru plânlamak ve hazır tutmak çok zor. Küreselleşme ile birlikte, kimin ne zaman, hangi üründen, ne kadar alacağı da belli değil. Yok demenin ağır bir bedeli var. Artık arzlar çoğaldı. Vaktinde siparişini alamayan müşteri, hemen başka tarafa dönebiliyor. Üstelik bir daha size dönmemesi bile olası.

Bir de firmanın öncelikle bir kurumsal kültüre ve başta dürüstlük olmak üzere belli ilkelere ulaşmış olması söz konusu. Bir şirkete gelen eleman ya kurum ilkelerine uyacak ya da gidecektir. Bize gelen yeni çalışanımızı arkadaşları ya kabullenmiş ya da reddetmişlerdir. Çünkü kötü bir eleman iyi bir ortamda barınamaz. Ya düzelecek, ya da gidecektir. Yıllar ilerledikçe, köklü bir firma kültürü oluşur. O kültür dürüstlüktür, çalışkanlıktır, gayrettir, sorumluluktur. Firma ne kadar eskiyse, taşlar daha bir yerine oturmuştur. Sık sık eleman değiştiren kuruluşların ömürleri kısa olur, yıllara meydan okumaları mümkün değildir. Yarım asra yakın bir süredir faaliyetini başarıyla devam ettiren EMAS, bu yönden çok şanslıdır. Çünkü elemanlarımızın hepsi de bizim için çok değerlidir. Onlar her şeyin farkında ve bilinçlidirler. Geçmişte olanları, yaşanılan zorlukları bilirler. Olur-olmaz nedenlerle tepkili davranmazlar… Hiç unutmam, bir dönem "kısıtlı çalışma" mecburiyetinde kalmıştık. Çalışanlarımıza bu kararı açıkladığımızda hemen ve hatta teşekkürle kabul ettiler. Çünkü eski krizlerden dolayı deneyimleri vardı ve hiçbir arkadaşlarının işinden olmasını istememişlerdi. 

Başarı ayrıntılarda gizlidir. Ama o ayrıntılarda boğulmamak şartıyla! Her şeyden önce çalışanlarınızın sizin işi iyi bildiğinize inanmaları gerekiyor... Sizin herhangi bir soruna çözüm bulabileceğinize kanaat getirmiş olmaları ise işin olmazsa olmazı gibidir. 


Sektörde yarım asra doğru ilerlerken, biz sizi yazar kişiliğinizle de tanıyoruz. Kitap çalışmalarınıza da çok önem veriyorsunuz?

Bana yönelttiğiniz en zor soru bu olsa gerek. Yılların alışkanlığı ve hâlâ bir şeyler yapma arzusu taşımam; beni 70 yaşından sonra deneyimli ekibimizle birlikte böyle bir girişimde bulunmaya zorladı. Ama bir taraftan da edebiyat çalışmalarım devam ediyor. Yıllar önce kötü bir hastalık sonucu heyecanlanarak, kalıcı bir iz bırakmak adına çıkardığım “Bir Katre Sevgi” adlı ilk şiir kitabımdan sonra başlayan serüven, çeşitli konularda yazılmış 20’nin üzerinde kitapla sürüp gidiyor. Sırada yeni çalışmalar da var ve ben, bu uğraşlardan büyük bir zevk alıyorum. Çünkü birinden yorulunca, ötekinde dinleniyorum. Ayrıca güzel şeyler de oluyor. Örneğin, Şu Çılgın Türkler adlı romanı okumak, bana Çanakkale Geçilmedi kitabını kazandırmıştı. Sonra da Turgut Özakman’ın Diriliş-Çanakkale 1915 isimli eserinin 7 yerinde kitabımdan söz edilmesi heyecan verici bir olaydı. Değişik nedenlerle kitaplarımdan alıntılar yapılması da beni mutlu ediyor. Yıllar önce, günlük gazetelerden birinde bulmaca çözerken kendi şiirimle karşılaşmak beni anlatılamaz biçimde etkilemiş, mutluluktan sevinç gözyaşları bile dökmüştüm. Kitaplarımın telif gelirleri yakın zamana kadar Cerrahpaşa Çocuk Sağlığı Vakfı’na bağışlanıyordu. Sonrasında da rahmetli ağabeyim Ertuğrul Sanlıtop ile birlikte babamız adına yaptırdığımız Gölmarmara Hulki Sanlıtop Anadolu Lisesi’ne bağışlandı. Kitaplarımdan elde ettiğimiz geliri gençlerimizin eğitimine ayırıyoruz. Bugüne değin yaptığım hemen bütün işlerden büyük keyif aldım. Ulaştığım her güzellik, beni yeni bir şeyler üretmeye yöneltti. Zaten başka türlüsü de düşünülemez.Sohbetimize başlamadan önce, EMAS`ınkuruluşu ve gelişiminden bahseder misiniz? 

1969 yılı Ocak ayında “Sanlıtop Mühendislik Bürosu” adı altında açılış yapmıştık. Kısa süre içinde üretimle ilgili ilk adımımızı attık. Böylece EMAS, 1969 yılının Nisan ayında fiilen faaliyete geçmiş oldu. Aynı yılın Ekim ayında ilk ürünümüz olan kumanda butonunu çıkarmayı başardık. İlk üretime geçtiğimiz tarihten itibaren Türkiye`de yapılmayan veya kaliteli üretilmeyen ürünlere göz diktik. Eğer bir ürün Türkiye`de hakkıyla üretiliyorsa, o işe girmedik. Butondan sonra sinyal armatürlerinin de üretimine geçtik. Bu alanda dönemin zorlukları nedeniyle basit buluşlarla (kontak üretimi, yerli olarak üretilen telli neon ampul kullanmak gibi) ekonomik çözümler de gerçekleştirdik.

Üretim yelpazemiz birkaç ürünle sınırlı kalmamalıydı. O sırada bizi İtalyan kökenli bir Traktör firması keşfetti. Kendilerine marş kontak anahtarı ürettik. O firmanın satın alma elemanlarından başkanına kadar herkesin iyi niyetli ve samimi olduğunu gördük. Bizi ve bizim gibi üreticileri Türkiye`ye kazandırdılar. Hâlâ o firmaya çalışıyoruz. Ancak miktarlar ne yazık ki, istediğimiz düzeylere çıkamadı. 

Bu konuda bir seçim yapmalıydık. Elektrik sektöründeki hızlı büyüme bizi elektrik ve elektronik konularına ağırlık vermeye yöneltti ve hızlı bir büyüme yakaladık. Ardından, İkitelli`deki şimdiki binamıza taşındık ve yeni yatırımlar gerçekleştirdik. Bugün dünyada 65 ülkeye mal satıyorsak ve birçok üründe favoriysek eğer, 8 yıl önce stratejik bir kararla almış olduğumuz kontak makinasının da bunda büyük payı var diyebilirim. Çünkü o sayede kontaklarımızın kalitesi tartışılmaz şekilde yükseldi.

Çok sevdiğim ve sıkça söylediğim "Kalite cömertliktir!" diye bir söz var: Kaliteyi gerçekten hedefliyorsanız, masraftan kaçınmayacaksınız. Bu konu üretimin her kademesinde geçerlidir. 3 kuruş ucuz diye kalitesiz hammadde kullanamazsınız, ürünü işlerken 5 saniye daha çabuk olsun diye çalışanınızı zorlayamazsınız. Masraf olur düşüncesiyle kaliteyi kontrol etmeyeyim diyemezsiniz… EMAS`ta üretilen tüm ürünlerin yüzde 100 devre kontrolü yapılır. Özetle; biz nerede olduğumuzu biliyoruz. Sadece teknik bilgi yeterli değildir. Kendinize bir yol seçmeli ve o yolda ilerlemelisiniz. Bizim seçimimiz, başlangıçtan bu yana Avrupa kalitesine ulaşmak şeklindeydi. Gururla söyleyebilirim ki bunu başardık…Şu anda fiyatlarımız, oldukça makul düzeyde ve kalitemiz olabildiğince yüksek. Ürün yelpazemiz de hayli genişlemiş durumda. Her yıl yepyeni ürünler çıkarıyoruz. Sonuç olarak, Çin ve Uzakdoğu ile hiç mukayese edilmiyoruz. Bu konuda, Ar-Ge kadromuzun payı da büyük. Çünkü elektroteknik ve elektronik konularında uğraş veren ekibimiz, çoğunluğu mühendis olmak üzere 20’yi aşkın kişiden oluşmakta. Bu sayıyı kısa bir sürede 30’ların üzerine çıkarmayı amaçlıyoruz.

Sizce başarılı bir yöneticinin sahip olması gereken başlıca vasıflar hangileri? Bu konudaki ilkeleriniz nelerdir? 

Başarılı bir yöneticiyi kuklacıya benzetebiliriz. Çünkü kuklacı, hangi parmağını oynatınca kuklasının hangi uzvunun nasıl hareket edeceğini çok iyi bilir. Başarılı bir yönetici de aynı durumdadır. Firmasında hangi düzenlemeyi yapınca ne gibi sonuçlarla karşılaşacağının farkındadır. Önem derecesi yönünden ele aldığımızda bazı değişiklikler olsa da genelde konular bellidir. Önce kalite dersek, hemen arkasından verimlilik ve maliyetlerin piyasa koşullarına uyumluluğu ön plâna çıkar. Aslında maliyet konusunun daha öncelikli olduğu da söylenebilir. Çünkü günümüzde fiyatları piyasa belirliyor. Girişimcinin bu konuda titiz olması kaçınılmazdır. Aksi hâlde, başarı hayal olmaktan öteye gidemez.

EMAS olarak, başta aşırı yüksek enflasyon olmak üzere, geçtiğimiz yıllarda ülkemizin yaşadığı tüm badireleri atlatarak bugünlere gelmemizin en önemli nedenlerinden biri, kendi para tarifimizi yapabilmiş ve maliyetleri ona göre doğru hesaplayabilmiş olmamızdır diye düşünüyorum. Çünkü piyasa şartlarına uyamazsanız, bu işin içinden çıkamazsınız. Ya yüksek fiyatlar nedeniyle satışlarınız düşer, ya da zararına satış sonucu batarsınız.

Aslında bizim yaptığımız çok basit bir uygulamaydı. Örneğin, 1980`lerin 100 lirasına 100 “EL”(Enflasyon Lirası) dedik ve o değeri temel kabul ettik. Satın aldığımız, ya da ürettiğimiz her ürünün değerini enflasyona endeksleyerek EL cinsinden belirledik ve stoklarımıza EL cinsinden girdik. Bazı ürünler 1 ay önce, bazısı 2 ya da 3 ay, hatta 1 yıl önce alınmış olsun. Herhangi bir zaman diliminde güncel fiyatları görmek istediğimizde, bulduğumuz EL değerini başlangıç yılının enflasyon katsayısı ile çarptığımızda, o ürünün güncel fiyatını derhal görebiliyorduk. O sayede, özellikle maliyetler yönünden ne durumda olduğumuzu anlamamız çok kolay oluyordu. Bu hesabı döviz cinsinden yapmak da bir yol gibi görülebilir belki ama aynı şey değil. Çünkü dövizin hep aynı paritede kalması söz konusu değil. Beklenmedik iniş ve çıkışlarla karşılaşabiliyorsunuz. Oysa enflasyon hiç şaşmadan, az ya da çok ama mutlaka artıyor.

Maliyetleri hesaplarken, finansman konusu da çok önemli… Bize göre, finansmana toptan bir yüzde koyarak maliyete eklemek doğru değil.Çünkü her girdinin nakde dönüş süresi farklı. Hammaddeninki çok uzun, parçanın orta seviyede, yarı mamulün ise daha kısa. İşçilikler de cinslerine göre farklı sürelerde nakde dönüşüyor. Sabit giderlerin ürüne yüklenmesi de başlı başına bir sorun. Bütün mesele, maliyetleri doğru yapmakta… Çünkü yanlış hesap Bağdat’tan dönmüyor. O yüzden müşterinizi bile kaybedebiliyorsunuz.

Üretimini yapmış olduğumuz şu an 14 binin üzerinde aktif parçamız ve 3 bin 600 civarında ürün reçetemiz bulunuyor. Her birini doğru plânlamak ve hazır tutmak çok zor. Küreselleşme ile birlikte, kimin ne zaman, hangi üründen, ne kadar alacağı da belli değil. Yok demenin ağır bir bedeli var. Artık arzlar çoğaldı. Vaktinde siparişini alamayan müşteri, hemen başka tarafa dönebiliyor. Üstelik bir daha size dönmemesi bile olası.

Bir de firmanın öncelikle bir kurumsal kültüre ve başta dürüstlük olmak üzere belli ilkelere ulaşmış olması söz konusu. Bir şirkete gelen eleman ya kurum ilkelerine uyacak ya da gidecektir. Bize gelen yeni çalışanımızı arkadaşları ya kabullenmiş ya da reddetmişlerdir. Çünkü kötü bir eleman iyi bir ortamda barınamaz. Ya düzelecek, ya da gidecektir. Yıllar ilerledikçe, köklü bir firma kültürü oluşur. O kültür dürüstlüktür, çalışkanlıktır, gayrettir, sorumluluktur. Firma ne kadar eskiyse, taşlar daha bir yerine oturmuştur. Sık sık eleman değiştiren kuruluşların ömürleri kısa olur, yıllara meydan okumaları mümkün değildir. Yarım asra yakın bir süredir faaliyetini başarıyla devam ettiren EMAS, bu yönden çok şanslıdır. Çünkü elemanlarımızın hepsi de bizim için çok değerlidir. Onlar her şeyin farkında ve bilinçlidirler. Geçmişte olanları, yaşanılan zorlukları bilirler. Olur-olmaz nedenlerle tepkili davranmazlar… Hiç unutmam, bir dönem "kısıtlı çalışma" mecburiyetinde kalmıştık. Çalışanlarımıza bu kararı açıkladığımızda hemen ve hatta teşekkürle kabul ettiler. Çünkü eski krizlerden dolayı deneyimleri vardı ve hiçbir arkadaşlarının işinden olmasını istememişlerdi. 

Başarı ayrıntılarda gizlidir. Ama o ayrıntılarda boğulmamak şartıyla! Her şeyden önce çalışanlarınızın sizin işi iyi bildiğinize inanmaları gerekiyor... Sizin herhangi bir soruna çözüm bulabileceğinize kanaat getirmiş olmaları ise işin olmazsa olmazı gibidir. 


Sektörde yarım asra doğru ilerlerken, biz sizi yazar kişiliğinizle de tanıyoruz. Kitap çalışmalarınıza da çok önem veriyorsunuz?
 

Bana yönelttiğiniz en zor soru bu olsa gerek. Yılların alışkanlığı ve hâlâ bir şeyler yapma arzusu taşımam; beni 70 yaşından sonra deneyimli ekibimizle birlikte böyle bir girişimde bulunmaya zorladı. Ama bir taraftan da edebiyat çalışmalarım devam ediyor. Yıllar önce kötü bir hastalık sonucu heyecanlanarak, kalıcı bir iz bırakmak adına çıkardığım “Bir Katre Sevgi” adlı ilk şiir kitabımdan sonra başlayan serüven, çeşitli konularda yazılmış 20’nin üzerinde kitapla sürüp gidiyor. Sırada yeni çalışmalar da var ve ben, bu uğraşlardan büyük bir zevk alıyorum. Çünkü birinden yorulunca, ötekinde dinleniyorum. Ayrıca güzel şeyler de oluyor. Örneğin, Şu Çılgın Türkler adlı romanı okumak, bana Çanakkale Geçilmedi kitabını kazandırmıştı. Sonra da Turgut Özakman’ın Diriliş-Çanakkale 1915 isimli eserinin 7 yerinde kitabımdan söz edilmesi heyecan verici bir olaydı. Değişik nedenlerle kitaplarımdan alıntılar yapılması da beni mutlu ediyor. Yıllar önce, günlük gazetelerden birinde bulmaca çözerken kendi şiirimle karşılaşmak beni anlatılamaz biçimde etkilemiş, mutluluktan sevinç gözyaşları bile dökmüştüm. Kitaplarımın telif gelirleri yakın zamana kadar Cerrahpaşa Çocuk Sağlığı Vakfı’na bağışlanıyordu. Sonrasında da rahmetli ağabeyim Ertuğrul Sanlıtop ile birlikte babamız adına yaptırdığımız Gölmarmara Hulki Sanlıtop Anadolu Lisesi’ne bağışlandı. Kitaplarımdan elde ettiğimiz geliri gençlerimizin eğitimine ayırıyoruz. Bugüne değin yaptığım hemen bütün işlerden büyük keyif aldım. Ulaştığım her güzellik, beni yeni bir şeyler üretmeye yöneltti. Zaten başka türlüsü de düşünülemez. 

Sizin yazdığınız kitapları ilgiyle takip ediyoruz. Kitaplarınızda tarihte yanlış bildiğimiz olayları da belgeleriyle anlatıyorsunuz. Biraz da kitaplarınızdan bahsedelim isterseniz?

Yirminin üzerinde kitap yazdım ve insanlarımıza gerçekleri aktarma konusunda çalışmalarımı yoğun bir şekilde sürdürüyorum. Son kitaplarımdan birisi olan “Çanakkale Geçilmedi” belgesel roman tarzında…Burada; Çanakkale Savaşında Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey ile ilgili tarihe not düşmek istedim. Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey aynı zamanda bizim aile büyüğümüz ve ondan bize aktarılan belgeler ışığında yazdığım bu belgesel romanda; Çanakkale savaşında ‘Seyit Onbaşı’ olayının tam anlamıyla gerçekleri yansıtmadığını, askeri motive etmek için böyle bir efsane yayıldığını anlatmaya çalışıyorum.  Hepimizin bildiği hikaye; Seyit Onbaşı’nın 275 kg top mermisini kaldırıp topa yerleştirmesi ve İngiliz zırhlısını bu top mermisiyle vurmasıdır.

Bilimsel olarak bu olayın yukarıda anlatıldığı gibi gerçekleşme ihtimali yok denecek kadar az. Çünkü o zaman bir zırhlının vurulması öyle tek atışta yapılamaz. Bunu yapabilmeniz için yanınızdabilimsel eğitim almış ve koordinathesaplarını yapabilecek birinin olması gerekir. O hesapları;Rumeli Mecidiye, Hamidiye ve Namazgâh tabyaları grup komutanı Topçu Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey yaptı. Fakat ne yazıktır ki olaya hamasi bir hava vermek adına Seyit Onbaşı efsanesi gündeme getiriliyor. Ancak tarihe objektif bir şekilde bakmak gerekiyor. Aksi takdirde günümüz gençlerine o hamasi hikâyeleri anlatamazsınız.

 

Son olarak Geleneksel Emas Lokma Günü nasıl ortaya çıktı?

Biz 15 yıl önce bir yakınımızın vefatı ardından bu günü tertip etmeye başladık. Sonrasında şirket merkezimizde her yıl bu organizasyonu yapmaya başladık. Eski çalışanlarımızın, yeni çalışanlarımızın ve çevremizdeki komşularımızın buluştuğu güzel bir organizasyon yapıyoruz. Herkes memnun kalıyor. Bizim lokma günümüz geleneksel bir ritüel.

 

Gazanfer Sanlıtop kimdir?

28 Mayıs 1940 tarihinde Manisa Akhisar`ın Gölmarmara Nahiyesi’nde dünyaya geldi. İlkokulu orada bitirdikten sonra, Akhisar`da Ali Şefik Ortaokulu’na 1 yıl devam etti, ardından Manisa Çobanisa`da bir yakınlarının yanında kalarak talebe treni ile Manisa’ya gidip gelmek suretiyle ortaokul 2. sınıfı okudu. Ortaokul üçüncü sınıftaki ikametgâhı Ankara olmuştu. 1954 yılının Haziran ayında Ankara Cebeci Ortaokulu’ndan mezun oldu. Ardından yatılı olarak okuduğu Manisa Lisesi’ne girdi ve 1957 yılı Haziran ayında mezun oldu. Bir yıl süreyle İÜ Tıp fakültesinde okuduktan sonra sınavlara girdi ve İTÜ Makina Fakültesi’ni kazandı.1963 Haziranında üniversiteden mezun olduktan sonra 10 ay süreyle Bayındırlık Bakanlığı’nda çalıştı. Ardından özel bir şirketin Ankara’daki büyük bir otel inşaatında klima şantiye şefi yardımcısı olarak mesleğini sürdürdü. 2 yıl askerlik dönemi ardından aynı şirketin İstanbul`daki merkezinde çalıştı. 1969 yılından itibaren rahmetli ağabeyi Ertuğrul Sanlıtop ile birlikte kurdukları aile şirketinde kendi adına çalışmaya başladı. Yaptığı işler arasında; 190 daireden oluşan Basınköy’ün bir merkezden ısıtılması, ilaç firmalarının steril odalarının klima işleri ve değişik tekstil firmalarının nemlendirme-klima işleri sayılabilir.

Aynı yılın ortalarına doğru elektrik komponentleri üretimine başladı. Önce kumanda butonları, ardından sinyal armatürleri üretimini gerçekleştirdi. Artık bir yıldır var olan ve ortak sayısı üçe çıkan aile şirketinin kalıcı adı da konmuştu: EMAS! Buton ve sinyal armatürlerinin ardından sınır şalterler gelirken, traktör marş ve kontak anahtarları üretimiyle otomotiv konusuna da giriş yapmış oluyordu.

Sitede ara

© 2014 Tüm Hakları Saklıdır.